ÖLÜM..?

1 Şubat 2004, Pazar'ı Pazartesi'ye bağlayan gece.. 02:00 civarı, aslında uykum yok ama ertesi gün iş var. Aceleyle aklımdakini telefonuma geçiriyorum; 6 Şubat, B.'nin doğumgünü, hatırlat...

1999 29 Ekim, deprem sonrası bir grup arkadaşla Olimpos kaçamağımız. Ondan da önce '6. his', 'Matrix' ve adları dışında herşeyi hatırladığım film izlemelerimiz Bahçeşehir'de, 13. kattaki evinde..
Sürekli değişen kedileri, veteriner maceraları, Çukurcuma'daki önceki evi ve hiç görmeğim ama sıkça adını duyduğum X sevgili. Adam sanki kendisiyle aşkı bulsun ve sadakatsizliğiyle de aşk içinde yok olsun diye hayatına gönderilmiş bir lanet gibi kazık çakmıştı yıllarına kızın; 2-3 sene toparlayamamıştı kendisini B., tüm sessizliğini gözlerinde onun adıyla ve elinde bira şişeleriyle kapattı(?).

Çıralı sahilinde topladığım taşlardan biri, sanki nazar boncuğu çizmiş yaratan üstüne; gördüğüm anda karar veriyorum, bu O'nun, kolye olacak.

---
-'Aaa, onu bana ver n'olur, muhteşem bir şey!?'
- 'Hmmm, üzgünüm be canım, planlarım var.'
*Senin olacak zaten, ama şimdi değil.*
N.'nin yeni aldığı son model kamerayla ............................. o dakikaları tekrar tekrar yaşatması. Uyurgezer gibi dolanarak sahilde 2 taş daha bulan ben. Kıskanan Alman M'nin laf atması üzerine, bu günlerdir bana yazan adama yakıştırdığım kendisi kadar ruhsuz kapkara bir taş ve gülüşmeler.
---

Anı toparlamakmış gelmiştir hep bana yaşam; bende hep durur anlar, onlara hatırlatmalı ama.
Konuşmak istemeyen, daha beteri/konuşamayan biriyle sessizce oturmak düşer dosta, yoksa kapanması gereken yaralar hiç kapanmaz(?). Aslında tam tersi olduğunu hayat öğretir, ama yaşanan O an, kaldıramaz insan içindeki açık yaranın falinin adıyla başlayan cümleler kurmayı. Oysa yarayı tırnaklayıp, içindeki irini akıtmalı. Akıtmalı da, O herşeyi görüp de görmezden gelmeyi seçen kendine varmak olmasa...
Bir insanın içini görmek ve susmak. Hayalet bir şehri tek başına dolaşmak. Haykıran sokaklarını sevgiyle arşınlamak sahibi komada yatarken...Tüm acısına rağmen/hatta acısıyla birlikte bu seyahat, aslında derin bir dostluğun özüdür... hele ki onyılları ekleyebilirsen üstüne.
Hayat gelgitleriyle ayrı düşürme eğilimlidir insanları, ama öz varsa her gel'inde kaldığı yerden devam eder başlanan, hiç boşluk yokmuş gibi arada. 3 yıldır bir git'te takılıyız B. ile. Ama mutluyum onun için, bir sevdiği var. Zamanı ne ki, herşeyini O'na vermiş. E mutlu, daha ne olsun.? Yarın özel bir şeyler düşünmeli doğumgünü için; mutluluğuyla ne kadar mutlu olduğumu, benim için ne kadar özel olduğunu hissettirecek bir şey..


2 Şubat 2004, Pazartesi, öğlen saatleri. Bir müşteriyle bilgisayar başında broşürlerini son kez gözden geçiriyoruz. Cebim çalıyor ısrarla. Yerimden kalkmadan açıyorum, N.'yi beklerken kızkardeşi çıkıyor ses..
-Canım, çok üzgünüm.. B.'yi kaybettik...
-Ne diyorsun sen, nasıl olur? diyebiliyorum, ne dediğini algıladığım anda gözlerimden yaşlar inmeye başlıyor.
-Dün gece.. Annesinden İstanbul'a dönerken.. 02:00 suları.. Kedi bulmuş hasta. Annesi al götür demiş. Gece kediyi ve arkadaşını almış çıkmış yola. Yolda buzlanma.. kafasını vurmuş.. arkadaşı sapasağlam...

10 yıl... Her 6 Şubat'ta arkadaşlarla birlikte her nerede olursak olalım, onun için bir kadeh şarap içeriz. Aralar.. Araları her birimiz O'na sessiz seyahatimizle doldururuz. O'na diyemediklerimizi yutarız birkaç yudum şarapla birlikte. Nazar boncuklu kolyesini almış evinden N. bana vermek üzere. Almadım; kendininkinin yanına taktırmış, o taşıyor şimdi 99 Kasım'ının Çıralı sahilini B. ile...

Küçücük bir şey yeter O'nu düşünmeye... Yaşanacakların vaadi ne kadar büyükse, o kadar büyük bir boşluk bırakır giden. Tüm genç göçenler, kalanlar için bu yüzden hep suçludur.

#DirenNejat
#BuradayızAhparig
http://www.evrensel.net/haber/76669/sana-o-gun-merhaba-diyemedim-cok-pismanim.html#.Ut06x_v8LGg

Yorum Yaz
Arkadaşların Burada !
Arkadaşların Burada !